Hükümet, orduyla inatlaşmaya kararlı
01 / Temmuz / 2009, 08:37:12 pm Gönderen:
Hilal 23
Hükümet, orduyla inatlaşmaya kararlı
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ en ufak tereddütü olanları bile mahcup edecek kadar “demokrasiyi hazmetmiş” bir konuşma yaptı dün...
Askeri Savcılığın araştırmasından çıkan sonuca göre aynen tüm yabancı “belge uzmanı kuruluşların” da hemfikir olduğu şekilde) belgenin yargı içtihatına göre belge olmadığını, bu kağıt parçasının birileri tarafından “TSK’yı yıpratma ve karalama amacıyla üretilmiş” olduğunu söyleyerek: “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan istiyoruz, belgenin gerçek olmadığından hareketle bu kağıt parçası kimler tarafından hazırlandı, bulunsun. Bunu beklemek hakkımızdır” dedi.
Bu karalama kampanyasının “örgütlü ve kurgulanmış” şekilde yürütüldüğünden, yargı süreciyle ilgili gereken sabır ve basiretin gösterilmediğinden, bir kesim medyanın da olayları anlamayı bile beklemeden cahilce haberlerle kamuoyunu yanılttığından, TSK’ya karşı asimetrik bir psikolojik hareket yürüttüğünden söz etti. TSK’nın yıpratılmasının sadece TSK’nın sorunu değil, ülkenin bekaa sorunu olduğunu söyledi.
Ama tabii sonra da Türkiye’de iktidar tarafından yapay ve sanal şekilde sürdürülen “darbe-muhtıra” söylemlerine tepkilerini net şekilde belirtti: “Biz demokrasiye olan saygımızı bildiriyoruz, buna rağmen halâ TSK için ‘darbe ve muhtıra’ söylemlerinde bulunanların iyi niyetli olmadığını ve halkımızın da bu söylemlerden usandığını düşünüyoruz. Artık TSK üzerinden elinizi çekin, TSK üzerinden kendinizi tanımlama gayretinden vazgeçin” dedi.
Ve ekledi “Akılsız insan çok konuşur, her konuda fikir söyler, biz tahriklere kapılarak kamuoyu önünde tartışmaya girmeyeceğiz, konuyu gelecek hafta Milli Güvenlik Kurulu’na getireceğiz.”
Ülkeyle oynama özgürlüğü
İşte Genelkurmay’da hazırlanmadığı açıklanan “fotokopi bir yazılı kağıt” üzerine atlayarak hemen “AKP’ye karşı darbe yapacaklar... Bu demokrasi dışı, suç teşkil eden gayretler devletimize zarar vermektedir” diye suç duyurusunda buluannların da asıl yapması gereken buydu... Olay zaten Savcılık’taydı, MGK’da ele alınabilir ve ülkeye 2 hafta boş yere panik havası yaşatılmaz, asıl gündem maddeleri bekletilip siyaset kilitlenmez, AB temsilcilerine de yanlış bilgiler israrlı ve zamansız şekilde verilmezdi.
Dün, Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, yerli yabancı belge uzmanlarının “Bu belge gerçekliği anlaşılacak durumda değildir, dolayısıyla belge kabul edilemez. İmzanın da kime ait olduğu anlaşılamaz” dediği, bu yüzden Askeri Savcılığın “kovuşturmaya gerek görülmedi” şeklinde karar verdiği Albay Dursun Çiçek’i “şüpheli” olarak ifade vermeye çağırdı.
Bu arada AKP de Meclis’te alelacele bir gece yarısı operasyonu yaparak -Org. Başbuğ’un ısrarla vurguladığı ifadesinin tam aksine- hakkında terör, çete veya anayasal düzene karşı suç iddiası olan askerlerin sivil mahkemede yargılanmasını sağlayacak bir yasa çıkardı. Açıkça görüldüğü gibi hükümet TSK ile ciddi bir inatlaşma ve kışkırtmayı sürdürmeye kesin kararlı. Peki bu çatışma-çekişme ısrarının nedeni ne olabilir? Ya da bununla Türkiye’yi nereye sürüklemek istiyorlar? Acaba askeri darbe değil de Baykal’ın vurguladığı “başarısız bir sivil darbe” gayreti gerçekten de ihtimal dahilinde olabilir mi? İşte mutlaka cevaplanması gereken sorular...
0 yorum |
Yorum Yaz
KAMUYA 10 BİN 244 KİŞİ ALINACAK
27 / Haziran / 2009, 03:04:52 pm Gönderen:
Hilal 23
Kamuya öğretmen ve kariyer meslek memurları dışında kalan kadro ve pozisyonlarda 10 bin 244 kişi alınacak. Alımlar için 6-15 Temmuz 2009 tarihleri arasında tercihte bulunulacak.
Kamuya 10 bin 244 kişi alınacak... Kamu kurumlarına 2009 yılı için 10 bin 244 kişi alınacak. Devlet Personel Başkanlığı internet sitesinde yayımlanan duyuruya göre, öğretmen ve kariyer meslek memurları dışında kalan listelerde yer alan toplam 10 bin 244 kadro ve pozisyon için personel alınacak. Tercihler, 6-15 Temmuz 2009 tarihleri arasında yapılacak. Kadrolara yerleştirme ÖSYM'nin internet sitesinden gerçekleştirilecek. Bu yılın ikinci merkezi yerleştirmesinin ise kamu kurumlarından taleplerin 30 Eylül 2009 tarihine kadar toplanmasının ardından Kasım ayının ilk haftasında yapılması planlanıyor. Alımların 2 bin 319'u bakanlıklara, bin 885'i genel müdürlük ve müsteşarlıklara, 514'ü başkanlıklara, 2 bin 989'u üniversitelere, 278'i mahalli idareler ve il özel idarelerine yapılacak. KİT'ler içerisinde en fazla personel ise 1411 kişiyle PTT'ye alınacak.
2 yorum |
Yorum Yaz
VATANSEVER AKP
23 / Haziran / 2009, 02:21:57 pm Gönderen:
Hilal 23
GAZETECİ VEDAT YENERER'İN YAZISI.....
Petrol yoksa çıkartma ruhsatı neden vermiyorsunuz ?
Değerli okurlar, geçenlerde Türkiye-Suriye sınırında uydu verilerine göre petrol denizi olduğu iddiasını yazmıştım.
Yazı sonrasında Silopi'de madencilik yapan Beşir Yılmaz aradı.
Yazacaklarımı lütfen iyi okuyun!...
Beşir Yılmaz telefonda ..
'Vedat bey, gelin Silopi' de Cudi eteklerine sizi götüreyim de petrolü kendi gözünüzle görün!..'diyerek feryat ediyordu.
'Nasıl yani!..' diye sorduğumda anlatmaya başladı..
'Biz aileden madenciyiz. Irak sınırında yaklaşık 300 km ya da bir başka deyişle yaklaşık 150 milyon ton asfaltit madeni buldum..
Bu madeni bir süre resmi olarak işlettikten sonra, devlet 1978 yılında 'kamulaştırıyoruz' diyerek el koydu. Rezervin de 50 milyon ton olduğu iddia
edildi.
Madem asfaltit rezervi az, neden el koyuyorsunuz.
Dünyanın neresine giderseniz gidin asfaltit maddesi bulunan her yerin altında petrol vardır. Silopi 'nin altı da petrol denizidir.
Yaz aylarında etraftaki ocaklardan resmen petrol akar ve Hezil çayına karışır.
Gelin görün!
Sadece petrol değil, burada çok zengin uranyum Ve nikel
madeni de var'
Nereden biliyorsunuz?
'Türkiye'deki analizlere güvenmediğim için madenin her tarafından örnekler alarak Almanya'ya bizzat götürdüm ve analiz yaptırdım.
Raporları gönderdim size. ( Sonuçlar elimde Yatağan ve Tunçbilek''e göre
iki misli rakamlar var)
Dünyanın en önemli uranyum madenlerinden birisi buradadır ve aktif haldedir..'
Beşir Yılmaz'ın anlatacak o kadar çok şeyi var ki makineli tüfek gibi
art arda sıralıyor.
Ben de zaman zaman araya girip soru soruyorum
-Petrol olduğunu nereden biliyorsunuz?
'Bu bölgede İngilizler 1967-87de petrol aramışlar. Açılan kuyulardan gökyüzüne doğru 100 metre kadar petrol fışkırmış. Ardından kapatmışlar ve betonlamışlar. Benim madenimin yanında da bu kuyudan var ve vanasını gelin birlikte açalım.. eğer beton ve cıva basıp tıkamadılarsa bakalım ne kadar petrol fışkıracak. Dönemin köylüleri arasında hâlâ yaşayan görgü tanıkları var ve petrolün 100 metre kadar fışkırdığını görenler var.
'Beşir Yılmaz konuştukça pür dikkat dinlemeye devam ediyorum..'
Vedat bey, asfaltit maddesi olan her yerde petrol vardır.
Eğer petrol yoksa bana neden petrol çıkartma ruhsatı vermiyorlar?
Musul ve Kerkük' ün rakımı 80-100 metre civarındadır. Cudi Dağı'ndaki
petrolümüz resmen Irak'a doğru akıyor ve başta İngilizler ve ABD bunu biliyor..'
Beşir Yılmaz bugünlerde Silopi' ye bile zor gider hale gelmiş.
Devlet 'kamulaştırılacak' diye el koyduğu madeni şimdi Turgay Ciner 'in sahibi olduğu Park Holding'e devretmiş. Durum böyle olunca, Yılmaz da dava üstüne dava açmış ve yürütmeyi durdurma kararı aldırmış.
Eğer tekrar el konulursa AIHM''ye başvuracakmış.
Kısacası madeninin peşini bırakmıyor ama artık bölgedeki aşiret ağaları da onun peşini bırakmaz hale getirilmiş..
Bütün dava tutanakları elimde okudukça dehşete kapılıyorum.
Şimdi sıkı durun...
Beşir Yılmaz Başbakan Tayyip Erdoğan' a bu durum üzerine başvurmuş ve
dilekçe vermiş..
Dilekçede aynen şöyle yazıyor..
'Bürokrasi ve çeteler milletin hak ve hukukunu aramaktan bezdirmiştir. Televizyonda ve basındaki konuşmalarınızda 'hortumcu çetelerin ve bürokrasinin üstüne gidilecektir' diyorsunuz . Millet buna çok seviniyor.. 25 yıldır gasp edilen madenimiz çete ve bürokratların, anayasa, kanunlar ve insan hakları hiçe sayılarak ihale yolu ile peşkeş çekiliyor. Allah'a ve sizin yüksek adaletinize sığınıyorum.'
Beşir Yılmaz devlet tarafından el konulan mallarını ve bunun karşılığında devletin verdiği parayı yazıya eklemiş..
1- 35 km yol yaptım..
2- 500 bin ton hazır çıkarılmış kömürüm var.
3- 3,5 milyon metreküp hafriyat yapılmış.
4- Mazot tankları.
5- Dinamit ambarı.
6- Kantar ve kantar binası.
Resmi olarak bana ait olan ve vergisini ödediğim madenimde Bugüne kadar
yaptığım işler ve halen bulunan demirbaş ve çıkarılmış maden içinde 5.800.800 TL. (Buna resmen gasp ve devlet terörü denir!)
Beşir Yılmaz Başbakan Erdoğan'a yazdığı dilekçede devam ediyor.
'Bu para halen bankada duruyor. Buna rağmen Türkiye Kömür İşletmeleri ihaleyi adamlarına ve hortumculara peşkeş çekiyor'
Beşir Yılmaz' ın bu başvurusuna Başbakan Erdoğan bugüne kadar cevap vermemiş.
Beşir Yılmaz'dan al ve ABD bağlantılı şirketlere ver.
Uranyum konusu da bir başka skandal.
Güneydoğu resmen petrol denizi üzerinde ve Türkiye ABD Firmalarının
peşinde 'bize petrol bul' diye yalvarıyor...
İddialar devam ediyor:.
6 mühendisin kafaları kesildi.
TPIK diye Türkiye Petrolleri'nin kurduğu bir kurum yurt dışına petrol arama işlerine giriyor ve bugüne kadar milyar dolar zarar ediyor.
Beşir Yılmaz diyor ki:
'Kimin hain kimin işbirlikçi olduğunu anlamak çok kolay!
Eğer bölgede petrol yok ise neden bana petrol çıkartma ruhsatı verilmiyor. Ruhsat verin 800 metreden petrolü çıkartmazsam ben bu ülkeyi terk ederim. MTA yıllar önce sondaj yaptı 480 metrede su bulundu ve ardından delici aletin ucu kırıldığı için sondaja son verildi. Herkes bilir sudan sonra petrol gelir. Biz yerli teknoloji ile 1200 metreye kadar sondaj yapabiliriz.. kimseye ihtiyacımız yok. İzni versinler siz görün petrol nasıl fışkıracak..'
Bu görüşmemizden bir gün sonra Beşir Yılmaz tekrar aradı ve Soma'da görevli bir mühendis ile görüşmemi isteyerek telefon numarasını verdi.
Adını burada yazmak istemiyorum. Mühendis ile görüşmemde daha da çarpıcı
gerçekler çıktı ortaya.
Altı ay kadar önce Cudi dağları eteklerinde bulanan 6 insan iskeletinin ne olduğunu bilip bilmediğimi sordu.
Ben de 'bilmiyorum' dedim.
Mühendis ekledi
'Bu iskeletler 18 Yıl önce Cudi Dağı'nda kaybolan 6 Türk petrol mühendisinin
iskeletleri. Kafaları kesilerek öldürülmüş..'
Dondum kaldım. Ne diyeyim. Kendisi de mühendis olduğu için yalan söylemiyordur diye düşündüm..
Ardından devam etti..
'Vedat bey Türkiye maden bakımından dünyanın en zengin ülkesi. Siz, Ödemiş yakınlarındaki Bozdağ'ın dünyanın en büyük altın rezervi olan dağlarından biri olduğunu biliyor musunuz?
Ama bu madenleri kimse çıkaramaz. Hatta bu konunun üzerine giden gazeteciler öldürüldü.
Uğur Mumcu ve Çetin Emeç'in öldürülmeden kısa bir süre önce bu
madenler üzerine gittiğini biliyorsunuz her halde...'
İlgiyle dinledim. O kadar çarpıcı şeyler anlattı ki, yazmaya sayfalar yetmez. İddiaların hepsinin belgeli olduğunu söyleyen bu mühendis, gazete ve televizyon kanallarında hiçbir gazetecinin bu yönde bir haber yapamadığını ve milletin resmen uyutulduğunu örneklerle anlattı.
Beşir Yılmaz'a son sözüm
'Bana anlattıklarınızı Genelkurmay''a anlatınız mı?' oldu.
Aldığım cevap da aynen şöyle..
' Vedat bey, her şeyi belgeleriyle birlikte bir kaç kez askeri büyüklerimize anlattım ama bugüne kadar bir arpa boyu ilerleme kaydedemedik!'..
Ne diyeyim, bu milleti korumaya yemin etmiş olanlar utansın!..
Son sözüm:
'AB ve ABD TERÖR ÖRGÜTÜ''yı boşu boşuna özellikle bu bölgede güçlendirip milletin başına bela etmedi. Bölgeye gelecek barış ortamı Türkiye'yi ekonomik olarak uçuracak gelişmelere gebedir!..'
1 yorum |
Yorum Yaz
HESABINIZI HEMEN KONTROL EDİN!
22 / Haziran / 2009, 03:21:26 pm Gönderen:
Hilal 23
Bankalar güven müessesesidir. Güven kaybedildiği anda sistem büyük yara alır. O nedenle bankalar güven konusunda son derece duyarlı davranır.
Ancak bazı münferit olaylar bankalara duyulan güveni zedeler, bu da bankacılık sisteminin yaralanmasına neden olur.
Dünyaca ünlü bir yabancı bankanın İstanbul Kavacık Şubesi’nin Gold Müşteri Temsilcisi Beyza Y, bir bayan müşterisini birkaç kez ziyaret ederek, euro cinsinden hesap açtırması için dil döker. Sonunda müşterisi onu kırmaz ve 2007 yılında 70 bin euroyla müşteri temsilcisi Beyza Y. üzerinden bir euro hesabı açtırır ve imzalı mevduat hesabı cüzdanını alır. Bankadan emin olan müşteri hesabını kontrol etmeyi hiç aklına getirmez. Bilahare bu bankanın Kavacık Şubesi’nin faaliyetlerinin Ataşehir Şubesi bünyesinde sürdürüleceği müşteriye bildirilir.
Mevduat toksik fonlara kaydırılmış
Sözünü ettiğim müşteri bir yatırım yapacaktır, 23 Ocak 2009 günü hesabının aktarıldığı Ataşehir Şubesi’ne gidip parasını çekmek istediğini söyler. Banka görevlisi, hesabında 38 bin 950 euro olduğunu bildirir. Hesap sahibi “Ama ben 70 bin euro yatırmıştım, işte cüzdanım” dese de faiz hariç 31 bin 050 euro duman olmuş gitmiştir. Üstelik parasını emanet ettiği Beyza Y. adlı müşteri temsilcisi de bu bankadan ayrılmış, bir başka bankaya geçmiştir...
Hesap sahibinin parası, sahibinin bilgisi ve talimatı olmaksızın kriz öncesi güya toksik yatırım fonlarında hiç edilmiş. Mevduat sahibi şaşkın, banka yetkililerine, “Arkadaş benim param benim talimatım olmadan nasıl benden habersiz başka yatırım araçlarında güya değerlendirilip hiç edilir” der. Bankanın cevabı, “Müşteri temsilciniz o tarihte böyle uygun görmüş” olur. Hesap sahibi çaresiz bakiye 38 bin 950 euroyu çeker ve bankadan ayrılır.
Benden talimat aldınız mı?
Mudi, 5 Şubat 2009 günü, ünlü yabancı bankanın Ataşehir Şubesi Müdürlüğü’ne Üsküdar 9. Noterliği’nden 4272 yevmiye numarası ile bir ihtarname gönderir. İhtarnamede, kendisinden habersiz hesap hareketi ile yok olan 31 bin 050 euro ve bu meblağın 2007 yılından bu tarihe kadar olan getirisinin 3 gün içinde ödemesini talep eder. Dünyanın en ünlüsü o yabancı bankadan ne bir cevap ne de bir ses çıkar. Mevduat sahibinin vekili bankaya gider “Beyler, bayanlar size biz ihtarname çektik ve üç gün süre verdik, bir cevap vermediniz. Paramızın akıbeti ne olacak?” der. Sorumsuz bankanın sorumsuz görevlisi, “Gold müşteri temsilciniz Beyza Y. hesap açtırırken size bir de sözleşme imzalatmış. O sözleşme müşteri temsilcinize gerektiğinde bu hesabınızı farklı yatırım araçlarına yönlendirebilme yetkisi veriyor. Bankamızın yetkili temsilcisi de sizin bu paranızı o tarihte yüksek getiri getiren fonlara aktarmış. Bu arada global kriz oldu, o fonlar battı. Sizin paranızın o bölümü de battı” diye pişkin pişkin cevap verir.
Zararını müşteri mi ödeyecek?
Amerika’nın o ünlü bankasının global krizde zora düştüğünü hepimiz biliyoruz. Ancak, zora düştü diye bankanın müşterisinin hesabını müşterisinden habersiz ve bankacılık kurallarına aykırı olarak başka kanallara yönlendirmesi, aktarması mı gerekiyor? Bu olsa olsa müşteriyi dolandırmaktır. Sanırım bankanın talihsiz müşterisi bankadan son bir cevap bekliyor. Olumsuz yanıt alması halinde konuyu hem yargıya taşıyacak, banka ve Beyza Y. hakkında emniyeti suiistimal ve dolandırıcılık davası açacak hem de bu bankanın yaptığını gazete gazete dolaşıp ismi ile birlikte kamuoyuna anlatmaya başlayacak.
0 yorum |
Yorum Yaz
50 BİN EMEKLİYE IKRAMİYE MÜJDESİ
08 / Haziran / 2009, 07:26:41 pm Gönderen:
Hilal 23
50 BİN EMEKLİYE IKRAMİYE MÜJDESİ
08 Haziran 2009 Pazartesi 07:12
YÜKSEK MAHKEME İLGİLİ HÜKMÜ İPTAL ETTİ
Kural olarak bir memurun emekli olurken ikramiye alabilmesi, son defa Emekli Sandığı'na tabi bir görevde çalışmış olmasına bağlı idi. Yani emekli olmadan önce tabi olduğu kurumun SSK veya Bağ-Kur değil, Emekli Sandığı olması gerekiyordu. Bu hüküm gereği, uzun yıllar memuriyette çalıştığı halde, emekli olmadan istifa edip veya memurluktan atılıp SSK veya Bağ-Kur'a tabi çalışan ve bu kurumlardan emekli olan eski memurlara ikramiye ödenmiyordu. İşte Anayasa Mahkemesi 5 Şubat 2009 tarihli oturumunda, bu uygulamaya yol açan 2829 sayılı Kanunun 12. maddesinin ilgili hükmünü iptal etti. Böylece bir süre memuriyette bulunup daha sonra SSK veya Bağ-Kur'dan (ya da özel banka-borsa sandıklarından) emekli olan eski memurlara da ikramiyenin yolu açılmış oldu.
Yüksek mahkemenin kararının uygulamayı değiştirebilmesi için Resmi Gazete'de yayımlanması ve üzerinden bir yıl geçmesi gerekiyordu. Söz konusu karar geçtiğimiz günlerde 5 Haziran 2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlandı ve gelecek yıl 5 Haziran 2010 tarihinden itibaren uygulaması başlayacak.
Bundan sonra ne olacak?
Kural olarak Anayasa Mahkemesi kararları geçmişe dönük olarak etkili olmuyor. Yani yüksek mahkemenin vermiş olduğu ve eski memurların lehine olan bu düzenlemeden, normal şartlarda 5 Haziran 2010 tarihinden önce emekli olmuş kişiler yararlanamaz. Ancak bu durum da ayrı bir adaletsizlik yaratacağından, muhtemelen önümüzdeki bir yıl içinde TBMM, konuya ilişkin geçmişte emekli olmuş kişileri de kapsayan bir düzenleme yapacaktır, yapmalıdır. Bu anlamda, önümüzde üç ihtimal söz konusu;
1- TBMM, bu bir yıl içinde bir yasal düzenleme yaparak, yüksek mahkemenin kararı doğrultusunda ikramiyelerin (geçmişi de kapsayacak şekilde) nasıl ödeneceği konusuna açıklık getirmiş olur.
2- TBMM, yüksek mahkeme kararının tersine bir düzenleme yaparak, ikramiye ödemesinin önünü daha sağlam bir şekilde kapatmaya çalışabilir (ki pek ihtimal vermiyorum.)
3- Ya da TBMM bu bir yıl içinde herhangi bir düzenleme yapmaz ve böylece uygulama ile ilgili boşluk SGK tarafından yapılacak alt mevzuat düzenlemesi ile giderilir.
Bize en muhtemel görünen senaryo 1. ihtimaldir.
Peki, bir yıl sonra ikramiye ödemeleri nasıl gerçekleşecek? Memurların emeklilik işlemleri esnasında hesaplanan ve ödenen ikramiyeler, SGK (Emekli Sandığı) tarafından ödense de, aslında ikramiyeler her memurun çalıştığı kurumun bütçesinden çıkıyor. Fakat ikramiye ile ilgili işlemler SGK tarafından yürütülüyor. Bunun için memur olarak çalıştığı halde diğer sandıklardan emekli olmuş eski memurların, 5 Haziran 2010 tarihinden itibaren SGK Kamu Görevlileri Emeklilik İşlemleri Daire Başkanlığı'na müracaat etmeleri gerekiyor.
Yaklaşık 50 bin emekli sevindi!
Anayasa Mahkemesi'nin bu iptal kararının geçmişe dönük olarak uygulanması durumunda, ikramiyeye hak kazanacak yaklaşık 50 bin emeklinin olduğu tahmin ediliyor.
0 yorum |
Yorum Yaz
Web Tasarım: Yakup Gönül
Mail: yakupgonul@gmail.com